Denize düşen yılana sarılır anlamı nedir ?

Itir

Global Mod
Global Mod
Denize Düşen Yılana Sarılır Ne Demek? Anlamı, Kültürler Arası Benzerlikleri ve İnsan Davranışına Yansıması

Bir insanın hayatında öyle anlar vardır ki normalde asla başvurmayacağı bir kapıyı çalmak zorunda kalabilir. Güvendiği insanlar yanında olmayabilir, seçenekleri tükenebilir veya daha önce uzak durduğu birinden yardım istemek zorunda kalabilir. Tam da böyle durumlarda aklımıza “Denize düşen yılana sarılır” sözü geliyor. Peki bu atasözü yalnızca “çaresiz kalan insan her yolu dener” anlamına mı geliyor, yoksa arkasında insan davranışları, toplum yapısı ve kültürlerle ilgili daha derin bir düşünce mi var?

Türkçede oldukça güçlü ve görsel bir anlatıma sahip olan bu atasözü, aslında dünyanın farklı toplumlarında benzer biçimlerde karşımıza çıkıyor. İngilizcede “a drowning man will clutch at a straw”, yani “boğulan insan bir saman çöpüne bile tutunur” deniyor. Cambridge Dictionary de bu ifadeyi, çok zor bir durumda bulunan kişinin kendisini iyileştirebilecek mevcut her fırsata yönelmesi şeklinde açıklıyor. Cambridge Sözlük+1

Atasözünün Temel Anlamı Nedir?

Türk Dil Kurumu sözlüğünde “denize düşen yılana sarılır” atasözü ayrı bir madde olarak yer alıyor. TDK Sözlük Geleneksel açıklaması ise oldukça nettir: Güç bir duruma düşen kişi, bu durumdan kurtulabilmek için her türlü çareye başvurabilir. Başka bir ifadeyle insan, normal şartlarda tehlikeli, sakıncalı, güvenilmez veya istemediği bir seçenek olarak gördüğü bir şeye, çaresizlik anında sarılabilir.

Buradaki “yılan” özellikle anlamlıdır. Yılan, insanın doğal olarak uzak durduğu ve tehlikeli gördüğü bir hayvandır. Buna rağmen denizde boğulma tehlikesi yaşayan kişi, kendisini kurtarabileceğini düşündüğü yılanı bile bir can simidi gibi görebilir.

Dolayısıyla atasözünün merkezinde çaresizlik ile hayatta kalma arzusu arasındaki çatışma bulunur.

Normal koşullarda “Bunu asla yapmam.” diyen bir insan, koşullar değiştiğinde “Başka çarem yok.” diyebilir. İşini kaybeden kişinin daha önce reddettiği bir işi kabul etmesi, ekonomik sıkıntı yaşayan birinin istemediği bir borç ilişkisine girmesi veya siyasi ve diplomatik açıdan yalnız kalan bir devletin daha önce uzak durduğu bir güçten destek istemesi bu mantığın farklı örnekleridir.

“Yılana Sarılmak” Neden Bu Kadar Güçlü Bir Metafor?

Atasözünün etkileyici tarafı, çaresizliği soyut bir kavram olarak anlatmak yerine fiziksel bir sahne üzerinden göstermesidir.

Denize düşmüş bir insanın ilk amacı artık rahat, güvenli veya ideal bir seçim yapmak değildir. Öncelik hayatta kalmaktır. Bu noktada “en doğru seçenek hangisi?” sorusu yerini “Beni buradan ne çıkarabilir?” sorusuna bırakır.

Bence atasözünün günümüzde hâlâ bu kadar canlı kalmasının nedenlerinden biri de budur. İnsanlar kararlarını her zaman sakin ve ideal koşullarda vermiyor. Ekonomik krizler, savaşlar, göç, işsizlik, ailevi sorunlar, doğal afetler veya sosyal çatışmalar bireyleri normalde tercih etmeyecekleri çözümlere yöneltebiliyor.

Burada önemli bir ayrım da var: Atasözü, sarılınan şeyin mutlaka iyi veya güvenli olduğunu söylemez. Tam tersine, “yılan” seçeneğin riskli olabileceğini özellikle hatırlatır.

Yani sözün içinde gizli bir uyarı da vardır:

Çaresizlik insanı bir çözüme ulaştırabilir ama her çözüm iyi bir çözüm değildir.

İngiliz Kültüründeki “Drowning Man Will Clutch at a Straw” ile Benzerlik

Türkçedeki atasözünün İngilizcedeki en yakın karşılığı “a drowning man will clutch at a straw” ifadesidir. Burada dikkat çekici olan şey, iki toplumun farklı tarihsel ve kültürel koşullara sahip olmasına rağmen aynı insan davranışını neredeyse aynı görüntüyle anlatmasıdır.

Türkçede insan yılana, İngilizcede ise saman çöpüne tutunur.

Her iki nesne de normal koşullarda kurtuluş aracı değildir. Fakat tehlike anında insanın değerlendirme sistemi değişir.

İngilizcedeki ifadenin kökeni üzerine yapılan çalışmalar, bu sözün farklı biçimlerinin en azından 16. yüzyıldan itibaren kullanıldığını gösteriyor. İfade daha sonraki İngiliz edebiyatında da atasözü olarak görülmüştür. İdiom Kökenleri+1

Buradaki kültürel fark ise metafordadır. Türkçe ifade “yılan” gibi tehlikeli bir varlığı kullanırken İngilizce ifade “saman çöpü” gibi son derece zayıf bir nesneyi öne çıkarır. Fakat verilen mesaj aynıdır: İnsan çaresiz kaldığında normalde yeterli görmeyeceği bir imkâna bile umut bağlayabilir.

Çin ve Diğer Kültürlerde Benzer Düşünce Nasıl Görülüyor?

Bu düşüncenin yalnızca Türk ve İngiliz kültürlerine özgü olmadığını görmek oldukça ilginç. İngilizce atasözünün çeşitli dillere karşılıkları arasında Çince “病急乱投医” ifadesi de bulunur. Bu ifade kabaca, hastalık ağırlaştığında insanın gelişigüzel doktora başvurması fikrini taşır. Wiktionary

Burada metafor değişiyor fakat psikolojik mekanizma değişmiyor.

Türk kültüründe:

Denize düşen → yılana sarılır.

İngiliz kültüründe:

Boğulan → saman çöpüne tutunur.

Çince ifadede:

Acil durumda kalan → elindeki doktor seçeneğine yönelir.

Üçünde de ortak nokta, seçeneklerin daraldığı anda insanın davranış alanının değişmesidir.

Bu durum kültürler arasında önemli bir ortak insan deneyimine işaret ediyor. İnsanların aile yapıları, dinleri, ekonomik sistemleri ve toplumsal normları birbirinden çok farklı olsa da korku, belirsizlik ve hayatta kalma isteği bazı davranış kalıplarını birbirine yaklaştırabiliyor.

Bireycilik ve Toplulukçuluk Bu Atasözünü Nasıl Değiştiriyor?

Konunun daha ilginç tarafı ise kültürün “kime sarılacağımızı” ve “yardımı nasıl arayacağımızı” etkileyebilmesi.

Psikoloji literatüründe bireycilik ve toplulukçuluk, insanların kendilerini ne ölçüde bağımsız bireyler veya ilişkiler ağı içinde tanımladıkları üzerinden inceleniyor. Beş kültür üzerinde yapılan klasik bir araştırmada Avustralya, ABD, Hawaii, Japonya ve Kore örnekleri karşılaştırılmış; kültürler arasındaki farklılıkların bireyin kendisini bağımsız bir aktör olarak görmesiyle ilişkili olduğu, cinsiyet farklılıklarının ise başkalarıyla duygusal ilişkililik boyutunda farklılaşabildiği bulunmuştur. Araştırmacılar aynı zamanda kültür ile cinsiyet farklarını birbirine indirgememek gerektiğini özellikle vurgulamıştır. PubMed

Bu ayrım önemli.

Bireyci eğilimlerin daha güçlü olduğu toplumlarda “kendi başıma çözmeliyim” düşüncesi daha görünür olabilir. Toplulukçu eğilimlerin güçlü olduğu sosyal yapılarda ise aile, akraba, arkadaş çevresi veya topluluk üzerinden çözüm aramak daha doğal hale gelebilir.

Fakat bunu kesin kurallar şeklinde okumamak gerekir. Güncel araştırmalar, bireycilik ve toplulukçuluğun ülkeler arasında keskin sınırlarla ayrılmadığını; aynı toplum içinde insanların ve ailelerin bu iki yönelimi farklı oranlarda taşıyabildiğini gösteriyor. Dokuz ülkeden ailelerin incelendiği bir araştırmada kültür içindeki farklılıkların, kültürler arasındaki farklılıklardan daha fazla açıklayıcı olabildiği belirtilmiştir. PubMed Central (PMC)

Dolayısıyla “Türkler böyledir, Amerikalılar şöyledir” gibi kesin cümleler kurmak, atasözünün kendisinin anlattığı karmaşık insan davranışını gereksiz yere basitleştirir.

Erkekler Başarıya, Kadınlar İlişkilere mi Odaklanır?

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir başka konu da cinsiyet meselesi.

Toplumlarda erkeklerin bireysel başarı, ekonomik bağımsızlık, rekabet ve statü gibi konulara; kadınların ise ilişkiler, aile, bakım ve sosyal bağlara daha fazla yöneldiğine dair yaygın kabuller bulunuyor. Fakat bunları biyolojik ve değişmez gerçekler gibi sunmak doğru olmaz.

Araştırmalar, kültür ve toplumsal cinsiyet rollerinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor. Örneğin kültür, cinsiyet ve benlik üzerine yapılan araştırmalar, erkek-kadın farklılıklarını doğrudan “erkekler bireycidir, kadınlar toplulukçudur” biçiminde açıklamanın yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. PubMed
 
Üst